Haber

Bugünkü VATAN GazetesiArşivPromosyonKünyeAna sayfam yapFavorilerime ekleÜye girişiYeni üyelik

Nurgün Erdinç:

12.12.2009
Nurgün Erdinç:
Tuğrul Tunalıgil
“Ölüm bir puzzle’dır, parçalardan biri kopunca bir daha yerine gelmez”

18 yıl Cumhuriyet Gazetesi’nin yazı işlerinde editör olarak çalışan yazar Nurgün Erdinç, dördüncü kitabı “Tanrı ile Buluşmak”ta, annesini 8 yaşında yitiren Elif karakterinden yola çıkarak yaşamı ve “ölüm” kavramını farklı bir çerçeveden yorumluyor. Erdinç, rüyaları aracılığıyla annesiyle iletişim kuran bir çocuğun ölen annesini nasıl yanı başında hissedebileceğini ve sevginin gücüyle nerelere ulaşabileceğini anlatıyor.

Tanrı ile Buluşmak adlı romanınıza sevginin gücü ve anneliğin kutsallığı gibi öğeler damgasını vurmuş. Bu kadar geniş kavramları bir romana sığdırmak zor oldu mu?

Benim yaşadığım duygular olduğu için hiç zorlanmadım. Annemi ben de erken yaşta kaybettim. Romandaki karakter de 8 yaşında annesiz kalıyor. Ben o kadar küçük değildim, 20 yaşındaydım annemi kaybettiğimde... Ama yine de bildiğim bir durum. Romanımdaki bütün karakter ve olaylar kurgusal ama duyguların tümü bana ait... O duyguları yaşadığım için hiç zorlanmadan ilerledi roman...

Çocuğunuz var mı?

Yok. Ama çocuk sevgisini anlatmak için çevreme bakınmama gerek kalmadı. Çünkü annemin bana olan sevgisini hâlâ hissediyorum. Zaten o kadar yoğun bir anne sevgisi tatmamış olsaydım, bu romanı yazmak aklıma bile gelmezdi. O sevgiyi 19 yıl gibi kısa bir süre yaşamış olmama rağmen, çok derin olduğu için daha sonra bile hissettim. Romanda da zaten karşılıklı sevgi güçlüyse, onun hep hissedilebileceğini vermeye çalışıyorum. Dolayısıyla, çocuğumun olması veya olmaması fark etmiyor.

Ölüm sizce ne demek?

Ölüm farklı bir şey, insanda yeri doldurulamayacak bir boşluk yaratıyor. Ben romanda bunu bir puzzle’a benzettim. O parçalardan biri kaybolursa, bir daha asla tamamlanmaz. Hayat da böyle... O parçanın puzzle’daki önemi neyse, hayatınızda da birisini kaybettikten sonra o derece bir delik açıyor. Bu yerin bir daha da doldurulması mümkün değil. Ölüm konusunda şu yapılmalı: Puzzle’ın parçası artık yok ama halının altında o parça. Yok olup gitmedi. Günün birinde onu tekrar bulabilirsiniz.

Siz ölümün tamamen bir yok oluş olduğuna inanmıyor musunuz?

Romandaki erkek karakterim Cüneyt ve kız kardeşi Nefise de bunu tartışıyor. Ben ölümün bir yok oluş olduğuna inanmıyorum. Kaybettiklerimiz yeni bir yere gidiyorlar. Biz hep kötü bir yere gidiyorlar gibi üzülüyoruz. Bence iyi bir yere gittiklerini düşünmemiz lazım ki moralimiz yükselsin...

Bunun bir yolu var mı?

Ölüme tasavvufi gözle bakabilmeliyiz. Mesela, tasavvuf geleneğinde ölümlerde düğün kutlamaları yapılır. Ölüme güzel bir olay olarak bakabilmemiz zor. Ama ölülerimizin kötü bir yere gitmediklerine, en azından şimdi yaşadığımız dünyadan daha kötü bir yere gitmediklerini düşünmeliyiz. Belki o zaman ölen yakınlarımızın arkasından da o kadar fazla acı çekmeyebiliriz.


“Annesini erken kaybedenler benimle empati yaşasın istiyorum”


Kitabınızın ana fikri nedir?

Ben anneliğin kutsallığını anlatmak istedim. Daha önce devamlı kadın-erkek ilişkilerini incelemiştim. Sevgiyi de işlemiştim ama ana-çocuk sevgisi olarak değildi. Erkek ya da kadın aldatabilir bu illa ki sevginin bittiği anlamına gelmeyebilir. Aldatma “doğru” ya da “yanlış” demiyorum. Ama bir de bu açıdan bakmak gerek... Ölümde de bu böyle, her yönünden bakmalıyız ona... Bu romanımda yine sevginin gücünü işliyorum ve istiyorum ki annesini erken kaybedenler, benim yıllar sonra varabildiğim bu bakış açısına olay sıcakken, daha fazla acı çekmeden varabilsinler. Anneleriyle nasıl empati yapabilirler, kendi sevgilerini onlara nasıl hissettirebilirler, anneleri öldüğü halde onun sevgisini nasıl hâlâ alabilirler, bunu göstermek istedim.

8 yaşında bir çocuğun annesinin gitmesi, geleceğe yönelik nasıl izler bırakır?

Annesine bakışına bağlı olarak değişebilir. Bazısı annesinin (romanda olduğu gibi) aslında ölmediğini, geçici olarak bir yere gittiğini ve geri döneceğini düşünüyor. Bazısı da annesinin yok olduğunu ve dönemeyeceğini anlayarak tavır değişikliğine gidiyor. Mesela, romandaki Elif, içine kapanıyor ve annesinin ölümünden babasını sorumlu tutuyor. Ancak, herkeste süreç aynı yaşanmıyor. Mesela, dışa dönük biri, duygularını başkalarıyla paylaşabilirdi.

Ölüm haberi çocuğa en doğru nasıl verilmeli?

Gittiği söylenecek tabii ama buraya geri dönmeyeceği de söylenecek. Benim görüştüğüm pedagoglar, artık daha iyi bir yerde olduğunu söylemek gerektiğini belirttiler. Gizlenmesi ve seyahatte olduğu gibi yalanlara başvurulmasını onaylamıyorlar.



Diğer Haberler »